Maradona etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Maradona etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29.3.19

On kaplan gücünde

Messi Arjantin Milli Takımı'na geri döndü. Federasyon da bu dönüşü taçlandırmak adına bir reklam filmi hazırlatmış. Her ne kadar izlerken tüylerimiz diken diken olup, reklam fikir ve kurgu olarak bizlere anlatmak istediğini etkileyici bir şekilde aktarabilmiş olsa ve  Arjantin halkının içindeki umudu tekrar canlandırmışsa da Messi üzerinde nasıl bir etki bırakmıştır acaba...

İhtiyaç duyduğu profesyonel destek kendisine veriliyor olsa da tüm futbol çevrelerinin bildiği üzere Barcelona'da yakalamış olduğu başarıyı milli takımda veremiyor olmasının getirdiği baskı O'na bırakma kararını verdirmişti. Dünya Kupası'nı kaldırmadan arkasında tüm haşmetiyle duran Maradona'nın gölgesinden çıkıp güneşi görene kadar da omuzlarındaki bu yükten kurtulması mümkün görünmüyor Messi'nin. 

Diğer bir yandan da, tüm ulus kendisini tanrı olarak görürken "ben dönmüyorum" demek de kolay olmasa gerek ki milli takımı bıraktığını açıkladığı zaman vatan hainliğine kadar giden suçlamaları da düşünecek olursak, Messi'nin dönüş kararını almaktan başka çaresi kalmadığını söylemek de yanlış olmayacaktır. 

Ronaldo'nun 1998 Dünya Kupası öncesi yaşadığı sıkıntıları, üzerinde oluşan ve ucu sponsorlara kadar giden baskılar sonucu sahaya çıkmak zorunda kalmasını da hatırlayacak olursak, Messi'nin bu kararı tek başına alamamış olması da ihtimaller dahilinde diyebiliriz. Bunu bize önümüzdeki maçlar gösterecektir.  

On Arjantinliyi içinde barındıran tek bir Arjantinli olmak ve ilk onbirde Messi dışında kalan on kişiden biri olmak da bu reklam sonrası zor olsa gerek....

Son olarak da bu reklamı izleyen Maradona acaba neler düşünüyordur?... Messi'nin içindeki on Arjantinliden biri de benim diyor mudur sizce?


21.11.13

O bambaşka

Ronaldo, Messi, yaramaz çocuk İbrahimoviç... Hepsi iyi, hepsi yetenekli. Modern arenaların modern gladyatörleri. Herbiri bir marka, yeteneklerini göz ardı etmiyoruz ama markaları ayakta tutmak için markalaştırdıkça markalaştırılan isimler bir yandan da. Futbolun ekonomisi böyle emrediyor çünkü.

Aldıkları paralar, arabalar, yaşadıkları evler, sevgilileri... Hayatlarına dair bir çok şeyi biliyoruz. Daha doğrusu ışıltılı hayatlarına dair bir çok şeyi biliyoruz. Her şeyleri dört dörtlük, sorunları yok, her biri bir iyilik timsali ve kusursuzlar.

Eskiden böyle miydi peki? Bu kadar ışıltılı ve kusursuz muydu sporcular? Kahramanlarımızdı her biri ama sanki daha bizden biri gibiydiler. Işıltıları vardı elbet ama sorunları da oluyordu. Sürekli kazansalar da kaybettikleri de oluyordu. El bebek, gül bebek büyütülmemişlerdi.

Fikirleri, siyasi görüşleri vardı. Muhtemelen günümüz reklam sözleşmeleri kadar sıkı değildi o günlerde anlaşmalar ama olsa da pek değişmezdi. Eski dönemler başkaydı. Gascoigneler, Cantonalar vardı ve bir de Maradona... Yükseldi, alçaldı, parladı, söndü, sahada dört dörtlüktü, saha dışında dertleri, sorunları, hataları vardı ama gizlisi saklısı pek yoktu.  O bambaşkaydı. Gülüyor, ağlıyor, kızıyor, hatta hastalanıyordu bile. 

30.10.13

Michael Jordan

Her dönemin sporcuları vardır. O sporla ilgilenin ya da ilgilenmeyin, adını bilirsiniz, bir maçını, bir zaferini ya da başarısını göz ucuyla da olsa seyretmişsinizdir. Hiçbirini görmemişseniz, izlememişseniz bile dedeniz "bizim zamanımızda ..." diye başlayan bir cümleyle size o insanlardan bahsetmiştir. Kaçamazsınız. İletişimin bu kadar yaygın ve tecavüzkar olmadığı dönemler olsa da, o insanlar eski gladyatörler gibidirler. Ne kadar uzak olursanız olun Kolezyum'daki efsanenin hikayeleriyle büyürsünüz.

İçinde yaşarken belki farketmeyiz ama onlarca yıl sonra geriye dönüp baktığımızda aslında "evet o maçı izlemiştim, Tour de France'ın en heyecanlı etabıydı, nefeslerimizi tutmuş, salondaki koltuğun önünde, hepimiz ayakta o atışın basket olması için dua ediyorduk" dediğimizi hatırlayacağız. Tüm o anları bize yaşatan isimleri unutmayacağız.

Pele'ye yetişemedik belki ama Maradona'yı ucundan yakaladık, Naim Süleymanoğlu ulusal gururumuzdu. Sonu kötü bitse de Lance Armstrong güzel bir hikayeydi. Çabanın, azmin, savaşmanın en güzel örneğiydi. Ama bir isim vardı ki bambaşka biriydi. Takımını tutun ya da tutmayın onun için geçerdiniz televizyonun karşısına, oynadığı oyunu değiştiren biriydi, ne zaman ne yapacağı ve nasıl yapacağı bilinmiyordu, tahmin bile edemiyordunuz. Tek yapabildiğiniz ağzınız açık izlemek oluyordu ve ondan sonra basketbol hiçbir zaman o eski basketbol olmadı.

Aşağıdaki en iyi 50 oyununu/atışlarını izlerken içimden geçen cümle ise "evet ben bu maçı izlemiştim, evet o atışı görmüştüm, evet ben bu adamla aynı dönemde yaşadım ve yaptığı her şeye şahit oldum" demek oldu.

Keyfini çıkarın.